stil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2018 Salı

YAPAY TAŞLARIN, İNCİLERİN VE GECE "SİYAHININ" İPEK ELBİSEYLE MUHTEŞEM BULUŞMASI: ROBE DE STYLE


Robe De Style, kadınların orantısal, ince bir görünüşe sahip olmalarını gerektiren 1920’lerin diğer tasarımlarının yanında kendine özgü siluetiyle öne çıkmaktadır.
Modaya aykırı bir görünüşe sahip olmadan, daha kıvrımlı bir bedene sahip biri de bu elbiseyi giyebilmektedir. Aynı zamanda şık tasarımıyla Fransız Devrimi öncesi elbiselerini anımsatır. Bu nedenle giyim konusunda geleneksel fikirlere bağlı olanlara daha etkileyici gelmektedir. Elbisenin gövde kısmı, gümüş rengi boncuklar ve yapay taşlarla oluşturulmuş, tekrar eden tavus kuşu desenleriyle bordürlenmiştir. Taç yaprak biçimli etek ucu boyu baldır ortasında kesilmiştir. Eteğin ön tarafındaki kıvrımları oluşturan girinti, daha kısa bir etek boyunu hissettirmektedir.
Biraz da bu ikonik elbisenin tasarımcısından bahsedecek olursak; Jeanne Lanvin, 1889 yılında kendi şapka dükkanını açmadan önce Paris ve Barselona’da şapkacılık ve elbise yapımı eğitimi almıştı. 1896 yılda İtalyan kont Emilio di Pietro ile evlendi ve ilham kaynağı olacak kızı Marguerite’i doğurdu. Lanvin, 1908’de bir çocuk koleksiyonu hazırladı. 1909’da ise Syndicat de la Couture’a ( Modacılar Sendikası ) üye oldu. The House of Lanvin, resmi olarak 1920’lerin başlarında Paris’te kuruldu. 18.yüzyılın ihtişamlı süslemelerini örnek alan Lanvin, zarif nakışları, narin süslemeleri ve kadınsı bitkisel renk paletiyle tanındı. Çok sevdiği koyu “Lanvin mavisi” kendi boya fabrikasında üretiliyordu. Lanvin keskin zekalı bir işte kadınıydı ve yaşam tarzı ürünlerinin çapını genişletti. Arpége adlı parfümü, 1927 yılında kızı için yarattı. Lanvin’in diğer muhteşem siyah elbiseleri:

 

 



Ezgi Kaplan



10 Mart 2018 Cumartesi

ALL CLASSICS : ''BLACK ON BLACK ''


THE NEW BLACK IS THOM BROWNE - NEO-CLASSIC

21. yüzyıl, dünyayı kaplamış ve kaplamaya devam eden ultra-modernleşme dalgası ve aynı hızda ilerleyen,bu dalgaya karşı, güçlü bir şekilde hissedilen başkaldırılar.
Teknolojide atılan adımlar ve zamanın bile ayak uydurmakta zorlandığı akıl almaz boyutta olan değişimler ve insanların kavramakta zorlandığı dönüşümler. Sadece teknolojide değil fikir ve düşünce alanlarında da eskilerin yeniden masaya yatırıldığı, idam edildiği, yeni akımların ve tartışmaların oldukça geliştiği bir ç. İnsana yönelik sorgulayıcı yaklaşımların, aklın ve bedenin sorgulanması girişimlerinin, zihin problemlerinin, yeni bir boyut kazanan bilgi sorununun, cinsellik, cinsiyet soruşturmasının, yabancılaşma kısacası insan kavramının yeniden sorgulanmasıyla süregelen bir zaman.
21. yüzyıl'ı uzun lafın kısası bu şekilde anlatabilirim sanırım. Bu doğrultuda bizim odak noktamız: Moda her yüzyılda özelliklerini, değişimlerini insanın hızlı değişimi ile bağdaştırmak zorundadır

Zamanın köklenmiş, kalıplaşmış klasik yansımalarının en dışavurumcu -en azından benim için- tasarımcısı Thom Browne.


ANAHTAR KELİMELER:
Cinsiyetsizlik,   birey    ZIT     ayrıntı     tüm bedenler           doğu ve batı
                                                   FANTASTİK
            GÜÇ    gösterişli, , TÜM şekiller, ,  SAKLAN VE ARA.   gözden UZAK

Biliyoruz ki bu yıl başkaldıranların yılı. En iyilerini bile isyancıları takip etmeye zorlayanların... Artık birçok klasik masaya çoktan yatırıldı, idam edildi. Şimdi Yeni-klasiğin zamanı.
Browne's NEO-CLASSIC
     Pensilvanya'dan ünlü tasarımcı Thom Browne bu çağda bayağılardan adını pek duyuramasa da -en azından burada- yadsımalarıyla moda tarihine damga vurmayı başarmış önemli bir tasarımcı. İlk olarak 2006'da daha sonra 2013, 2016 aldığı CFDA Menswear Designer of the Year Award ödülü ile kendini kanıtladı Browne. 2008 yılında ise the GQ Designer of the Year ödülü ile onurlandırıldı.
Klasik tavrından dolayı erkek giyim tasarımcısı sanılsa da Browne, hem erkek hem de kadına yönelik başarılı birçok tasarıma imza attı. 


En çok ayrıntılara takılan, saygı duyan biri olarak Browne'yi çılgın ofis adamları, uzak doğu asya ceketleri, şapkaları, büyük hayvan maskeleri ve köpek çantaları ile tanımıştım. Tasarımlarındaki cinsiyetsiz yaklaşımı, kalıplaşmış formlara yaptığı göndermeler; renklerde ise kullandığı klasikleşmiş ama güçlü tonlar. Klasik yaklaşımı bozmadan ona bu denli zıtlık yükleyebilen tek tasarımcı. 
       

Şöyle anlatacak olursak, Thom Browne'nin gösterileri her zaman bir anlatı ile gelir. İzlerken adeta kendinizi hikayenin kahramanı gibi hissedersiniz. Kumaşa hükmü, yüceltmeleri.. Sadece bir kumaştır. Ama öyledir ki sadece bir kumaş diyemezsiniz.


En çok etkilendiğim defilesi kesinlikle FW15'ti. Browne'yi hep o defile ile anlatmak isterim, siyahın asilliğine aşık biri olarak. Browne yas kavramını güzel, romantik ve zengin bir şekilde aktardı o defilesinde. Kendisi ile yaşamakta olan, hayatına kapılmış ailesi ve arkadaşları ile yaşayan, alışılmış daha sonra belirsiz bir ölüm ile baş başa kalmış bir karakter ile bağdaştırdım hikayesini. Siyah yas şapkaları, asil uzun ceket takımları; klasiklerinden kısa şort ve uzun çorapları. Yasını onurlandıran güçlü bir duruş. Bu tam anlamıyla Thom Browne hikayesi oldu :) Benim kafamda tamamlananlar ise kırmızı güller ve arka fonda çalan Woodkid- I love you şarkısı.


Browne'nin bir başka klasiği ise kadınları. Browne kadınları olarak yeni bir tanım çıkartılmalı kesinlikle, bir Klimt olabilir kendileri. O denli güçlü kadınları. Browne'nin kadınları hikayelerinde erkeklerinden farksız, hatta onlardan daha güçlü bir konumda. Keskin kalıplı takımları, fantastik saçları ve makyajları ile. Cinsiyetsiz kimliklerinin altında kimi zaman erkeklerinin naifliği kimi zaman kadının asiliği ile sıfatlar harmanlanmış hikayelerinde. Office woman, Asian head-to-toe, power..
Browne kadını- sürpriz link tık tık- https://www.instagram.com/p/BgHdfk7hzL1/?taken-by=thombrowneny
Son olarak, Browne'nin bu seneki hikayesinden ufak bir bahsedecek olursak, bu seneki hikayesi Tom Brown's Schooldays. Narnia ormanında geçen karakış zamanını anlatan defilede sahnede uzun fidanlar, kamp yatağına bölünmüş karla kaplı bir yol vardı. Kürk yelekler içinde gelen kahramanlarımız, yeleklerinin içindeki beyaz elbiseleri ile ortaya çıktılar. Örgülü, pembe yanaklı ve bronz mankenler peri masalından alınmış gibilerdi. Hemen ardından gelen Browne klasiklerinden gri birlik takım, gri uzun çorap giyen adam elinde oyuncak ayısı ile hikayeye katıldı.
En çok şaşırtan ise uyku tulumu üzerine empoze edilmiş tasarımcının imzası ince gri Thom Browne takım oldu. Lüks bir şekilde yüceltilmiş, usta bir terzilikle şekillendirilmiş ama sadece spor giysilerden oluşuyordu. Kruvaze ceketler, örgülü pantolonlar, kadife parkalar bazen şort ve tozluklar, beyaz pelerin.. İşte Browne'nin başka bir başkalaşmış klasiği.
Merak edenler uyku tulumlarınızı hazırlayın! tık tık - Thom Browne FW18 https://www.youtube.com/watch?v=3KoJrx9I1qU

Yazı ve İllüstrasyonlar:
Büşra Öztürk


28 Şubat 2018 Çarşamba

GUCCI'NIN ZAMANI


''Hiçbir sanatçı kendi zamanının ötesinde değildir. O kendi zamanındadır, sadece diğerleri geriden gelmektedir.''
Martha Graham.
İfadeler, üslup, renkler ve yarattıkları ile kendi zamanına hükmedebilen Gucci'nin gizli yüzü Alessandro Michele.
Alessandro Michele 1972 doğumlu ve Romalı. Bu yüzden tasarımlarıyla bi nevi 'Rönesans' yaratması, doğduğu topraklarla doğrudan ilişkili. Ancak onu zamanının ötesine götüren doğduğu topraklardan da öte bambaşka bir şey var.
Peki onun Gucci için yarattığı ikonik arzu nesnelerine, yarattığı zamanına bayılıyoruz fakat Alessandro Michele'yi ne kadar iyi tanıyoruz?
Michele'in Gucci'de gerçekleştirdiği devrimlerin bu kadar etkili ve başarılı olmasının en büyük nedeni, 14 yıllık Gucci tecrübesi. Yıllar önce asistan tasarımcı olarak Gucci ailesine dahil olan Michele, son yıllarda özellikle aksesuar tasarımı konusunda uzmanlaşmıştı. Markanın DNA'sını ezbere bilen kreatif direktör Gucci'nin Tom Ford döneminde bile oradaydı. Şimdi ise Gucci'nin özel kahramanı.
Kendi bağımsızlığını tam anlamıyla GucciFW17'de orijinal Gucci çantasına sprey boya ile yazdığı Real Gucci göndermesi ile ilan etti.  
Aşağılama olarak  yorumlanabilecekken bu hareket ile aslında büyük bir değer yarattı. Michele'in ince bir mizahla yarattığı bu bağımsızlık büyük zıt bir devrim oldu. Zıt çünkü biliyoruz ki artık Karl Fatherlı klon tasarımlar, pahalı gösterilerin kuklası reality celebrityler, paranın gölgesinde kalmaktan daha öteye geçemiyor.
#FW17 Koleksiyonundaki ince düşünülmüş detaylar; Snoppy, David Bowie ve senenin flashback jeanleri ile, Asian motifleri... Head-to-toe yoğun işleme takımları, doğunun efsanevi deniz canavarları ve ufak bir aldatmaca ile Donald Duck. Ağır klasik nakışlar, kalıplar ve onlara ters köşe grafik detaylar ve Donald Duck!
Benim için, ip üzerinde oynattığı kalıplaşmış kurallar ile modayı ticarileşmekten öte sanata yönlendirmeyi başardı.
''Sanatçı, başkalarını memnun etmeye çalışmayı bıraktığı zaman yaratıcılığı keşfeder."
Andre Malraux.
“Eğer estetiği yakalamak istiyorsanız, bunun peşine istediğiniz şekilde düşebilirsiniz, nasıl olduğu ya da hangi cinsiyette olduğunuz fark etmez.” sözleriyle tasarımlarındaki çokyönlülüğü açıklıyor Michele.
 #FW18 koleksiyonu ise bu sonsuzluk ile bambaşka bir Alessandro Michele zamanına açılıyor.
Michele'in bu seneki ilham kaynağı, 2004'te bir ingiliz yazar tarafından, garajında bir kavanozun içinde bir ejderha bulduğunu anlatan ''Legend of the baby dragon in the jar '' isimli bir aldatmaca. Son altı ay içinde, yaratıcı yönetmen Michele, bu aldatmaca ile yarattığı hikayesindeki küçük bir ejderha, bukalemun ve bir mercan yılanı için özel ve görsel efektler üzerinde uzmanlaşmış Makinarium SFX&VFX fabrikası ile birlikte çalıştı. Kullandığı özel efektlerin yanı sıra her zaman ki işleme detayları, hayvan motifli broşları; kadife, vintage görünümler masalsı bir işleyişle.
Bir model tarafından tutulan küçük bir ejderha; kristal işlemeli kadife ceket ve uzun etek. Ultra doğal ve hibrit.
Bir insanın büyüme ve kendi farkındalığının yanı sıra evrimini bilinçli olarak vurgulamak isteyen Michele, modelleri show için fabrika laboratuvarlarında sanatçılarla birlikte hazırladı. İfadeleri ve yüzleri yeniden oluşturulmak için 3D olarak tarandı. Bu işlemlerin yanı sıra oluşturulan veriler ile yüzlerinin alçı ve silikon kalıpları yapıldı.
Modellerin ellerinde dikkat çeken, üçüncü göz ortaya çıktı. Bu göz saklanan keşfedilmemiş duyularımızı sembolize ediyor. Bunun yanı sıra cinsiyetsiz görünümler, yoğun işlemeler ve ters köşe grafik detaylar; yeni kadın ve erkeğin yeni dünya görünüşü.
Michele'in yarattıklarına şimdi daha dikkatli bakabilirsiniz sanat kavramını da dahil ederek. Sadece giyinme kaygısı, ticari kaygı, gösteriş budalalığı yok burada.  Bambaşka bir şey anlatılmak isteniyor. Başka bir zaman.


Yazı ve İllüstrasyonlar: 
Büşra Öztürk